Archive for the ‘Ümit Yaşar Oğuzcan’ Category

Mektup 2

MEKTUP–II–

Biliyor musun
Senden ayrilali sakal biraktim
Zamaninin akisina koyuverdim kendimi
Gomleklerim kolali degil artik
Pantolonumun utulu degil
Ayakkabim boyali degil
Oylesinme degistim ki
Gorsen taniyamasin
Sabahlari gun dogarken kalkiyorum
Ilk isim bir sigara yakmak oluyor
Ve bir sure denizin hisirtisini dinliyorum
Sonra, apansiz sen geliyorsun aklima
Gozlerin, dudaklarin, ellerin geliyor
Simdi nerdesin kimbilir
Yataginda uyuyor olmalisin
Artik beni gorme ruyalarinda
Korkarsin.
Mevsim sonbahar malum ya
Serde de kor olasi sairlik var
Boyuna huzunlu seyler dusunuyorum
Agaclarin yapraklari dokulmege basladi
Keskin poyrazlar esiyor kuzeyden
Kuslar durmadan goc ediyor
Ara sira dusenler oluyor yorgun ya da yarali
Tutup oksuyorum tuylerini, gagalarindan opuyorum
Ve diyorum ki
Sana kavusmak icin bir gocmen kus olmali
Iste boyle
Gunler, haftalar gecip gidiveriyor
Sacim, sakalim birbirine karisti
Yine de her gecen gun
Kendime biraz daha alisiyorum
Ve biliyor musun
Unutamayacagimi bile bile
Seni unutmaya calisiyorum…

Mektup

Istersen mutlu oluruz seninle
Evimiz ve cocuklarimiz olur
Yemek pisirirsin kendi elinle
Kalplerimizde esenlik ve huzur
Istersen mutlu oluruz seninle

Birbirimiz icin yaratilmisiz
Ruhlarimiz dusuncelerimiz bir
Bizigibi olur cocuklarimiz
Ben sair, sen bastan ayaga siir
Birbirimiz icin yaratilmisiz

Ayrilik olmaz fikirlerimizde
Kahkahamiz ta uzaklardan duyulur
Mutluluk parildar gozlerimizde
Ruyalarimiz bile ayni olur
Ayrilik olmaz fikirlerimizde

Ne hayaller kurariz uzun uzun
Uzuntuleri atariz bir yana
Gizli bir seyi kalmaz ruhumuzun
Butun siirlerimi okurum sana
Ne hayaller kurariz uzun uzun

Kim ne derse desin mutlu oluruz
Icimizde umit, arzu teselli
Bende ask ve sende guzellik sonsuz
Askimiz gozlerimizden besbelli
Kim ne derse desin, mutlu oluruz

Yalnizliga Sone

Günesin aksam hüzünle battigi
Karsidaki karli daglar yalniz
Düse yaprak, esen rüzgar yalniz
Insanda ölümün yalnizligi

Yalniz düsünceler paramparça
Yalniz hatiralar kirik dökük
Yalnizlik zor, yalnizlik büyük
Insanin yalnizligi bambaska

Dünyada yalniz olmayan ne var
Yer altinda ölüler, gökte yildiz
Denizlerde yelkenliler yalniz

Ve insan yalniz tanrilar kadar
Üzerinde ümitle yasadigimiz
Dünyaya sigmiyor yalnizligimiz

Ümit Yasar Oguzcan

DELİLER

Birinci deli kara sevdalı
Elinde kağıt kalem
İri memeli, geniş kalçalı
Kadın resimleri yapıyor
Burumuş bir mektup avuçlarında
Hem ağlıyor, hem öpüyor

İkinci deli Tanrıya küskün
Çıkmış dinden, imandan
Küfrediyor bütün gün
Kocaman kocaman elleri var
Bir tutuşta parçalayacak gökyüzünü
Bıraksa gardiyanlar

Üçüncü deli zavallının biri
Bakışları bomboş
Cam gibi mavi gözleri
Bir yangında dört yıl önce
İki çocuğu yanmış cayır cayır
Çıldırmış, karısı da ölünce

Dördüncü deli bir eski zengin
Düşmüş, namerde muhtaç olmuş
Bir dilim ekmek için
Hala rüyasını görür geçen zamanların
Sekiz silindirli otomobillerin
Dağ gibi apartmanların

Beşinci deli aklı başında
Besbelli hayli dirsek çürütmüş
Büyük ümitler peşinde
Deli demeğe bin şahit ister
Beğenmemiş gidişini dünyanın
Deli demişler.

YİRMİBİRİNCİ MEKTUP

Kalabalığın arasında Robinson gibiyim. Oysa çevrem her çeşit insanla dolu. Kimi gösterişli, alabildiğine mağrur, kimi ezik ve yılgın. Kimi de boş vermiş her şeye gününü gün etmekten başka düşündüğü yok. Şu adamı geçen yıl tanıdı; söylediğine bakılırsa beni hiç kimse ondan fazla sevemezmiş. Oysa ki istediği fiyat verilirse dostluğunu derhal satmaya hazır olduğunu biliyorum. Fakat bile bile aldanmak da güzel. En feci şey insanın artık aldanmayacağı yere gelmesi. İşte ilk ölümümüz orada başlıyor.

Ya öteki adam? O da dediğine göre en sadık ve vefalı dostlarımdan birisidir. Yanındayken bana iltifatlar yağdırdığına bakmayın. Ben gider gitmez arkamdan atıp tuttuğunu biliyorum. Fakat dedim ya bile bile aldanmak güzel. İşte bir başkası daha; her halinden samimiyet fışkıran bir adam. karşılaştığımız yerde en gürültülü bir şekilde sevgisini açığa vurmaktan hoşlanır. En büyük zevklerinden birisi de beni dostlarıyla tanıştırmaktır. Bundan aşırı bir guru duyar. Fakat söylemediğim sözleri, yapmadığım şeyleri uydurup yaymakta da bir eşi yoktur bay samimiyetin.

Ve daha niceleri bay Canayakın, bay Hüsnüniyet, bayan Şiir Sevgisi, bayan Hayranlık, hepsi hepsi benim dostlarımdır. Bir dediğimi iki etmezler görünüşe bakılırsa.Oysa ki ben her zaman her yerde yalnızımdır. Bir çok şölenlerde benim yerime adım oturur sandalyeye. Bütün ilgi adıma karşıdır. Adım sevilir, adım övülür, adım alkışlanır. Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin. Çepçevre bir ilgi çemberi ile sarıldığı anda kişinin aslında nasıl bir yalnızlık kuyusuna düştüğünü görmezsin. Ün yapışık kardeşin gibidir. Kurtulumazsın kaçamazsın ondan. Kendi hayatını yaşayamazsın.

Sen bile beni yalnız ben olduğum için sevemezsin artık. Adımı benden ayıramazsın. Çevremdeki bütün insanlar aslında büyük yalnızlığımın şahitleri bence. Ya da oynadığım yalnızlık dramının seyirceleri. Gözlerinden anlıyorum, biraz sıkılmaya başlayacak, birer birer terk edecekeler salonu. Perde indiği zaman bir kaç meraklıdan başka kimse kalmayacak.

Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin işte. Ve asıl bilmediğin en büyük yalnızlık da senin verdiğin yalnızlıktan başka birşey değil. Senin yokluğundan gelen o yalnızlık olmasa, öbür yalnızlıklar bana bu kadar koymazdı.

YİRMİBEŞİNCİ MEKTUP

Bu gün bendeki resimlerini ve mektuplarını yakıyorum. Küllerini sana göndereceğim işte! Hepsi önümde duruyor. Şu resim çekilirken karşında ben vardım, hatırladın mı? Üzerini “seni daima seveceğim” diyerek imzalamışsın. Bu seni en çok anlatan resimdi biliyorum, bana en yakın olduğun resimdi… Karşısında ben vardım, gözlerim gözlerimdeydi… İçin benimle doluydu, bakışların gibi. Önce bu resmini yakacağım, bu en çok sen olan resmini. Sonra da diğerlerini yakacağım. Hepsi birer birer kıvrılıp kül olacak sonunda. Ya mektupların? Her birini çok çok öptüğüm mektupların… Satır satır içimde çakılı duran mektupların. Onlarda yanacak. Senden madde olan hiç birşey kalmasın istiyorum bende.

İçimde bıraktığın eziklik yeter artık. Artık seninle değil verdiğin acılarla avunacağım. Seni bütün arzuların üzerinde, bütün özlemlerin ötesinde seveceğim artık. Sensiz bir dünya yaratacağım senden. Dünya duracak, ama sen durmayacaksın. Zaman bitecek, ama sen bitmeyeceksin. Bir gün bütün çiçekleri solacak bahçelerin, yıldızlar ışık vermeyecek, güneş doğmayacak hiç. Ama sen solmayacaksın, sen eksilmeyeceksin. Seni maddenin dışına çıkarıyorum, ölümsüzlüğün kapılarını açıyorum sana. Anlamıyor musun?

Daha düne kadar her yerini ayrı ayrı seviyordum. Ellerini tuttuğum zamanlar ürperirdim, başım dönerdi gözlerine bakınca. Dudakların her öpüşte yeniden dünaya getirirdi beni. Al işte, hepsini sana bırakıyorum. Güzelliğin de senin olsun, dişiliğin de…

Göreceksin bir gün her yerin şu mektuplar, şu resimler gibi kül olup dağılacak. Bir tel bile kalmayacak saçlarından. Niceleri gibi sende göçüp gideceksin bir gün. Önce gençliğin terk edecek seni. Ellerin buruşacak, belin bükülecek, ak pak olacak saçların. Boş bir çuvala döneceksin. Sonra, aynaya bakınca bugün çok güvendiğin güzelliklerinde seni birer birer bıraktığını göreceksin. Gözlerinde o vahşi parıltı kalmayacak, bütün ateşi sönecek dudaklarının.

Ama ben o halinde bile seni terketmeyeceğim. Çünkü benim içimde hep bugünkü gibi kalacaksın. Taptaze, sımsıcak ve korkunç güzel! Yalnız benim gözlerimde bir manası olacak bakışlarının. Ben yok olduğum zamanda satırlarımda yaşayacaksın. Hiç ihtiyarlamadan, hiç değişmeden, hiç tükenmeden… Adım adınla anılacak, adın adımla…

Mektuplarınla resimlerini yakacak gücü kendimde bulamasam, o zamanda kendimi yakardım. Şu herkeste seni gören gözlerimi, şu her yerde sana koşan ayaklarımı ve şu her zaman sana yazan ellerimi yakardım. Tenimden yükselen alevler ta Allah’a kadar uzanır, O’na çaresizliğimi anlatırdı.

Seni güçsüz, zayıf bir insan tarafından sevilmenin hayal kırıklığına uğratmamak için, şimdi benim yerime, senden kalanları yakacağım. Ben yaşadıkça, varlığım bütün çaresizliklere meydan okuyacak.

Unutma; seni sevdiğim için ölebilirdim, seni sevdiğim için yaşayacağım…

Biraz sonra mektuplarınla resimlerini tutuşturacak bir kibrit çöpü gibi çekiliyorum hayatından. Herşeyiyle onu sana bırakıyorum. Hayatın senin olsun, istersen hayatımda. Ama sen kendinin bile olamayacaksın artık… Ben yaşadıkça, adım söylendikçe…
Seni bensizliğe ve kendimi sana mahkum ediyorum..

YİRMİDÖRDÜNCÜ MEKTUP

Ne seni unutabiliyorum, ne senden kalanları. Başımın içinde bir kanser tümörü gibi büyüyor büyürsun. Seni unutmamanın verdiği acılara dayanamıyorum artık. Unutamamanın bu kadar kahredici, çıldırtıcı olduğunu bilmezdim. Her yerde, her zaman benimle birliktesin, işin kötüsü herşey seni hatırlatıyor. Kalabalıkta gelişi güzel söylenmiş bir söz bile yetiyor seni düşünmeme. Yalnızlığımda ise sesin kulaklarımda çınlıyor, avuçlarının serinliğini hissediyorum alnımda. Yaşanmış zamanlar bir film şeridi gibi geçiyor hafızamdan. Anılarımızı en küçük noktasına kadar birer birer hatırlıyorum. İşte o zaman; bu seni unutamayan başı, duvarlara vura vura parçalamak geliyor içimden.

Renklerin, kokuların, seslerin ve ışığın bile seni hatırlattığı bir dünyada yaşamak, harikulade bir şey olurdu belki…

Ama sen de unutmasaydın. Beni unutmadığını, sevdiğini bilsem herşeye katlanırdım. Unutamamanın biriktirdiği o dayanılmaz acılar, unutulmamanın vereceği eşsiz mutluluğun içinde erir, kaybolurdu…

Sevmek bir bakıma unutamamaya mahkum olmaktır. Sevilmemişsek; bir de unutulmaya mahkum oluşumuz var en hazini. İnsan, unutabildiği kadar güçlüyse; unutamadığı kadar yıkık ve ezik kalıyor.

Beni sev demeyeceğim, ama onu da sevmemeliydin. İkimizde olduğun yerden çok uzağız. Güzelliğinin, büyüklüğünün yanında biz neyiz ki? Unutulmak; ikimize de aynı kadehlerden tattıracağın bir içki olmalıydı. O içkinin sefil sarhoşluğu içinde seni düşünmeni, hep seni özlemeliydik. Unutamamak, sarhoşluğumuzu kırbaçlayan bir kamçı olmalıydı. Gitgide işleyen, büyüyen bir yara olmalıydı tenimizde. Unuttuğunu her ikimizde bilmeli fakat seni hiç unutmamalıydık. Oysa, şimdi unutulan da benim, unutamayan da…

Ancak bir kurşun atımı uzaktasın benden, biliyorum ve ciğerlerime saplanmış bir kurşun gibisin hala. Seni çıkarıp atmakta elimde değil, sana gelmekte.. Gelebilsem ne değişecekti ki? Beni hatırlayacak mıydın? Hiç konuşmadan “bende seni özledim” diyebilecek miydi ellerin? Hayır, değil mi? Öyleyse hiç gelmeyeceğim sana. Böylesi daha iyi.

Gün oluyor; anlıyorum senden ve bu şehirden kaçmanın faydasızlığını… Çünkü; biliyorum nereye gitsem benimle geleceksin, ya da gittiğim her yerde senden birşey olacak.

Sen unuttun fakat unutulmadın. Bense unutuduğumu biliyor, fakat unutamıyorum. İnan, unutabildiğim gün seni yeniden ve daha çok sevmeye başlayacağım.

YİRMİÜÇÜNCÜ MEKTUP

Seni kıskanıyorum. İçimde gururdan eser yok artık. Kıskançlığımın başladığı yerde yüreğim tertemiz oldu, aydınlandı, pırıl pırıl şimdi. Gururum, zaman zaman benliğimi saran kendimi beğenmişliğim, güvenim ve inançlarım; hepsi seninle yaptığım savaşta yenildiler. Bir kıskançlık hissi kaldı içimde dipdiri ve herzamankinden daha güçlü. Kazandığın savaş onu da yenebildiğin anda bir zafer olacak, ancak o zaman “Kazandım” diyebileceksin.

Fakat ben o duygunun, bende fethedemediğin o son kalenin asla düşmeyeceğine inanıyorum. Bütün çabaların boşa gidecek, seni sevdikçe kıskanacağım. Bir gün beni sevmemen bile bu savaşa tesir etmeyecek. O zaman asıl büyük yenilgiye doğru sen gideceksin. Sevgimi karşılıksız bırakman bana attığın son kuşun olacak. Açacağın büyük yaraya rağmen yıkılmayacağım, ölmeyeceğim anlıyor musun? Yine seni sevmeye, yine seni kıskanmaya devam edeceğim.

Beni tanımadan önce yaşadığın yıllar var ya; onları da kıskanıyorum. Düşün bensiz yaşayacağın bir dakikaya bile tahammülüm yok artık. Bir gün güzel bileğindeki küçük saati parçalayabilirim, bensiz bir zamanı bana bildirdiği için. Mümkün olsa bütün o dakikaları, o günleri sana yeniden yaşatmak isterim.

Sana kıskanılmış zamanlar, mesafeler ötesinden seslenmek ne acı bilemezsin. Seni gören, güzelliğini arzulu bakışlarla seyreden insanların da bu dünyada yaşadığını düşünmek ne korkunç bir şey anlayamazsın. Hele seni başkalarının da sevdiğini ve seveceğini bilmek ne türlü bir ölümdür düşünemezsin.

Kıskançlığım bir hayvanın dişisini kıskanması değil. Mayamızda olan arzunun ötesinde bir şey bu. Ebediyen sahip olmak hissinin çok üzerinde bir ölümsüzlük çabası, bir sonsuzluk duygusu…

Seni kıskanıyorum. Verdiği huzursuzluğa rağmen bir kadını kıskanmanın büyük huzuru içindeyim. Oysa ben seni tanıyıncaya kadar kıskançlığı daima ilkel bir duygu olarak düşünür, reddederdim. Bu davranış belki de ogüne kadar kıskanılmaya senin kadar değer bir insanı tanımamış olmanın verdiği eziklikten gelirdi.

Şimdi o ezikliğin yerinde bir kabına sığamamak var içimde, taşmak var. Sevginle tamamlandımsa verdiğin kıskançlıkla bütünlendim.
Hep böyle kıskançlığımı besliyecek kadar güzel kal.

YİRMİİKİNCİ MEKTUP

Senin için zalim dediler, demek zulmün de bu kadar güzeli olurmuş diye düşündüm. Oysa bütün zalimlere karşı kinle doluydu içim. Ben hiç bir zülme basş eğmedim, zalimlerden yana olmadım.

Seni en istediğim anda gelmemen, geldiğin zaman da bana acıların en büyüğü tattırman belki zulümden başa bir şey değil. Fakat ne yapayım ki onu bile kendine yakıştırabiliyorsun. Çoğu zaman nasıl olsa öldüreceği avına gururla bakan bir panterin vahşi bakışı gözlerinde. İçinde, ta derinde zulmün kıvılcımları yanıp sönerken bile sana kızmıyorum, senden nefret edemiyorum. İnsanı büyülüyorsun. Başdöndüren güzelliğinin karşısında asıl büyük zalimin Tanrı olduğunu düşünüyorum ister istemez.

Senin için “yalan söylüyor” dediler. Kimse farkında değil dudaklarında yalanın ne kadar güzelleştiğinden. Yalansız bir seni düşünmeye imkan var mı? Senden gelen, senin dudaklarından çıkan bütün yalanlara razıyım. ” Seni Seviyorum” dediğin zaman, yalan söylemiş olsan bile, bu sözü bütün gerçeklere değişmeye hazırım.

Hiç bir yalan bu kadar sevimli ve manalı olmamıştır dünya kurulduğundan beri. Yalan; senin dudaklarında aydınlık, pembe şafaklara benzer. Sen yalan söylerken gözlerin, gökyüzünün sonsuz karanlığında parlayan yıldızlar gibidir.

Sen söylediğin yalanlara varsan; ben bütün gerçekleri senin bir tek yalanına feda edebilirim. Sana “yalan söylüyor” diyenler; esşiz dudaklarında yalanın ne kadar güzel olduğunu bilmeyenlerdir.

Sana “kalpsiz” dediler. Üç milyar insanın yaşadığı bir dünyada çarpan bir tek kalp varsa o senin kalbindir. Bir tek kalp varsa: iyilik diyen, güzellik diyen, aşk diyen o senin kalbindir. Bir tek kalp varsa yeryüzünde beni seven yine senin kalbindir o.

Bütün zulümlerine bütün yalanlarına rağmen beni sevdiğini biliyorum. İkimizi çepçevre kuşatan çaresizlikler içinde kalbin hala çarpıyorsa beni sevdiğin içindir. Yoksa aslında bu yalan ve zalim dünyada yaşanmaya değer bir tek dakikanın bile var olduğuna inanmak gerçekten imkansız bir şey.

Aşkın seni sevmek olduğunu benden başka bilen varmı söyle? Seni zulümlerinle, yalanlarınla kim bunca ilahlaştırabilir söyle?
Söyle, sevdiğim benim, ömür boyunca seveceğim benim; zulümsüz, yalansız bir dünyada yaşanır mı söyle?

YİRMİBİRİNCİ MEKTUP


Kalabalığın arasında Robinson gibiyim. Oysa çevrem her çeşit insanla dolu. Kimi gösterişli, alabildiğine mağrur, kimi ezik ve yılgın. Kimi de boş vermiş her şeye gününü gün etmekten başka düşündüğü yok. Şu adamı geçen yıl tanıdı; söylediğine bakılırsa beni hiç kimse ondan fazla sevemezmiş. Oysa ki istediği fiyat verilirse dostluğunu derhal satmaya hazır olduğunu biliyorum. Fakat bile bile aldanmak da güzel. En feci şey insanın artık aldanmayacağı yere gelmesi. İşte ilk ölümümüz orada başlıyor.

Ya öteki adam? O da dediğine göre en sadık ve vefalı dostlarımdan birisidir. Yanındayken bana iltifatlar yağdırdığına bakmayın. Ben gider gitmez arkamdan atıp tuttuğunu biliyorum. Fakat dedim ya bile bile aldanmak güzel. İşte bir başkası daha; her halinden samimiyet fışkıran bir adam. karşılaştığımız yerde en gürültülü bir şekilde sevgisini açığa vurmaktan hoşlanır. En büyük zevklerinden birisi de beni dostlarıyla tanıştırmaktır. Bundan aşırı bir guru duyar. Fakat söylemediğim sözleri, yapmadığım şeyleri uydurup yaymakta da bir eşi yoktur bay samimiyetin.

Ve daha niceleri bay Canayakın, bay Hüsnüniyet, bayan Şiir Sevgisi, bayan Hayranlık, hepsi hepsi benim dostlarımdır. Bir dediğimi iki etmezler görünüşe bakılırsa.Oysa ki ben her zaman her yerde yalnızımdır. Bir çok şölenlerde benim yerime adım oturur sandalyeye. Bütün ilgi adıma karşıdır. Adım sevilir, adım övülür, adım alkışlanır. Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin. Çepçevre bir ilgi çemberi ile sarıldığı anda kişinin aslında nasıl bir yalnızlık kuyusuna düştüğünü görmezsin. Ün yapışık kardeşin gibidir. Kurtulumazsın kaçamazsın ondan. Kendi hayatını yaşayamazsın.

Sen bile beni yalnız ben olduğum için sevemezsin artık. Adımı benden ayıramazsın. Çevremdeki bütün insanlar aslında büyük yalnızlığımın şahitleri bence. Ya da oynadığım yalnızlık dramının seyirceleri. Gözlerinden anlıyorum, biraz sıkılmaya başlayacak, birer birer terk edecekeler salonu. Perde indiği zaman bir kaç meraklıdan başka kimse kalmayacak.

Sen yalnızlığın bu türlüsünü bilmezsin işte. Ve asıl bilmediğin en büyük yalnızlık da senin verdiğin yalnızlıktan başka birşey değil. Senin yokluğundan gelen o yalnızlık olmasa, öbür yalnızlıklar bana bu kadar koymazdı.