Archive for the ‘Şarkı Sözleri’ Category

Sen Benden Gittin Gideli

Öyle ağırım ki kendime, sen benden gittin gideli
Terim küs olmuş tenime, sen benden gittin gideli
Öyle bıkmışım ki kendimden, kurudum düştüm dalımdan
Sanki ruhum çıktı canımdan, sen benden gittin gideli

Bir cefam vardı bin oldu, aktı gözüm yaşı sel oldu
Yaz baharım döndü kış oldu, sen benden gittin gideli

Yarım kalanlara rağmen

Söylemezdin tüm o sözleri
Görseydin en gerçek halimi
Artık önemi yok
Her yanlışta doğar bir doğru
Belkide böyle olmalıydı bu
Boşver ziyanın yok

Başka birine kendimi anlatmak
Başka birine duvarlarımı yıkmak
Başka tenlerde aşkı aramak
inan istemem artık

Zor duramam ayakta hergün kırılıpta
Zor aşk yaşanmıyor hergün her an yanılıpta
Her giden bir parça çalıyor benden
Yarım kalanlara rağmen

Yok bağırma hiç şimdi alınıpta
Yok üstüme gelme hiç eskiye sarılıpta
Her acı bir günah siliyor benden
Yarım kalanlara rağmen

Şimdi yaramı sarmam gerek
Aşkla aramı yapmam gerek
Kime inanmalı

Başka birine kendimi anlatmak
Başka birine duvarlarımı yıkmak
Başka tenlerde aşkı aramak
inan istemem artık

İnadına

ßir umuttur yaşamak
ßileceksin inadına..
Yüreğin kan ağlasada,
Güleceksin inadına…
Zindanlara düşsen bile,
ßinlerce kez ölsen bile,
Doğacaksın inadına…
Hayat budur umutlar çok,
Ne şüphe duy ne de kork.
Öyle teslim olmak da yok.
Yeneceksin inadına.
Seveceksin inadına…
A.S.İLKAN

Beni Unutma…


Dinleyin…

O saatlerde serpilir gülüşün bir avuç su gibi içime ey yar!
Senin de başında o çılgın rüzgar
Deli deli esiverirse birgün beni unutma
Ben ayağımda çarık elimde asa,
Senin için şu yollara düşmüşüm
Senelerce sonra sana dönşüm bir mahşer gününe de rastlasa
Beni unutma…

Hala duruyuyorsa yeşil elbisen
Onu yalnız benim için giy…
Saksındaki pembe katranfilde çiğ ve bahçende yorgun bir kuş görürsen beni unutma
Büyük acılarla tutuştuğum gün
Çok uzaklarda olsanda yine gel
Bu ölürcesine sevdğine gel
Ne olur Allah’a kavuştuğum gün beni unutma

Unutursun Mihribanım

Unutmak kolay mı?  deme,
Unutursun Mihriban’ım.
Oğlun, kızın olsun hele
Unutursun Mihriban’ım.

Zaman erir kelep kelep..
Meyve dalında kalmaz hep.
Unutturur birçok sebep,
Unutursun Mihriban’ım.

Yıllar sinene yaslanır;
Hâtıraların paslanır.
Bu deli gönlün uslanır…
Unutursun Mihriban’ım.

Süt emerdin gündüz-gece
Unuttun ya, büyüyünce…
Ha işte tıpkı öylece
Unutursun Mihriban´ım.

Gün geçer, azalır sevgi;
Değişir herşeyin rengi
Bugün değil, yarın belki
Unutursun Mihriban´ım.

Düzen böyle bu gemide;
Eskiler yiter yenide.
Beni değil, sen seni de
Unutursun Mihriban´ım.

Abdurrahim Karakoc

Aşkın en mavi zamanı

Aşkın en mavi zamanı
Bu titreyen ben miyim?
Ne günlerden haberim var
Ne saatlerin ayarı

Aşkın en mavi zamanı
Anlamı yok uyanmanın
Ne birşeyin sahibiyim
Ne de adresim belli
Aşkın en mavi zamanı

Seni birkez görmek için
Çok uzaklardan geldim
Sesini duymak için
Neler vermezdim

Aşkın en mavi zamanı
Bütün kuşlar yerdeler
Uçmayı unutmuşlar
Bilinmez bir haldeler

Aşkın en mavi zamanı
Bir savaş sonrası için
İçin için yanmaktayım
Artık çok zor işim

Seni birkez görmek için
Çok uzaklardan geldim
Sesini duymak için
Neler vermezdim

Aşkın en mavi zamanı
Bu titreyen ben miyim?
Ne günlerden haberim var
Ne saatlerin ayarı

Zuhal OLCAY

Tanımadığım Ten

Yalnizca bir kirintiydin,
icime ilk dustugunde
Vakitsiz bir anda…
Bilmedigim bir neden beni alip goturdugunde o yerlere
Keder ve budalaliktan baska…
yasamin bir anlami varmiydi
Aradigim aski bulduysam,
sendedir ya bu benim icimde dolasanda kimdir
Ya bu benim icimde mekan tutanda kimdir
Adem evvelinden beri bir yanimiz noksandir neylersin…
Beni bu alemde divane gibi gezdiren sen degilmisin
Geriye kalan yalnizca tanimadigim bu tendir

Ahmet Aslan

Karanlığa gülümserim

Bir gün mavi bulutlara
Biner sonsuzluğa giderim
Dost sesini duyana dek
Karanlığa gülümserim

HAZİRANDA ÖLMEK ZOR

orhan kemal’in güzel anısına

işten çıktım
sokaktayım
elim yüzüm üstümbaşım gazete

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sokakta tomson
sokağa çıkmak yasak

sokaktayım
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
yaralı bir şahin olmuş yüreğim
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

havada tüy
havada kuş
havada kuş soluğu kokusu
hava leylâk
ve tomurcuk kokuyor
ne anlar acılardan/güzel haziran
ne anlar güzel bahar!
kopuk bir kol sokakta
çırpınıp durur

çalışmışım onbeş saat
tükenmişim onbeş saat
acıkmışım yorulmuşum uykusamışım
anama sövmüş patron
ter döktüğüm gazetede
sıkmışım dişlerimi
ıslıkla söylemişim umutlarımı
susarak söylemişim
sıcak bir ev özlemişim
sıcak bir yemek
ve sıcacık bir yatakta
unutturan öpücükler
çıkmışım bir kavgadan
vurmuşum sokaklara

sokakta tank paleti
sokakta düdük sesi
sarı sarı yapraklarla birlikte sanki
dallarda insan iskeletleri

asacaklar aydemir’i
asacaklar gürcan’ı
belki başkalarını
pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim
dökülüyor etlerim
sarı yapraklar gibi

asmak neyi kurtarır
sarı sarı yaprakları kuru dallara?
yolunmuş yaprakları
kırılmış dallarıyla
ne anlatır bir ağaç
hani rüzgâr
hani kuş
hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?

asılmak sorun değil
asılmamak da değil
kimin kimi astığı
kimin kimi neden niçin astığı
budur işte asıl sorun!

sevdim gelin morunu
sevdim şiir morunu
moru sevdim tomurcukta
moru sevdim memede
ve öptüğüm dudakta
ama sevmedim, hayır
iğrendim insanoğlunun
yağlı ipte sallanan morluğundan!

neden böyle acılıyım
neden böyle ağrılı
neden niçin bu sokaklar böyle boş
niçin neden bu evler böyle dolu?
sokaklarla solur evler
sokaklarla atar nabzı
kentlerin
sokaksız kent
kentsiz ülke
kahkahanın yanıbaşı gözyaşı

işten çıktım
elim yüzüm üstümbaşım gazete
karanlıkta akan bir su
gibi vurdum kendimi caddelere
hava leylâk
ve tomurcuk kokusu
havada köryoluna
havada suçsuz günahsız
gitme korkusu
ah desem
eriyecek demirleri bu korkuluğun
oh desem
tutuşacak soluğum

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi
yaşatmaktır önemlisi
güzel yaşatmak
abeceden geçirmek kıracın çekirgesini
ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak

ah yavrum
ah güzelim
canım benim / sevdiceğim
bitanem
kısa sürdü bu yolculuk
n’eylersin ki sonu yok!
gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

nerdeyim ben
nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz siz
kimsiniz?
ne söyler bu radyolar
gazeteler ne yazar
kim ölmüş uzaklarda
göçen kim dünyamızdan?

asmak neyi kurtarır
öldürmek neyi?
yolunmuş yaprakları
ve kırılmış dallarıyla bir ağaç
söyler hangi güzelliği?

kökü burda
yüreğimde
yaprakları uzaklarda bir çınar
ıslık çala çala göçtü bir çınar
göçtü memet diye diye
şafak vakti bir çınar
silkeledi kuşlarını
güneşlerini:
«oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet,
memet!»

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
üstümbaşım elim yüzüm gazete
vurmuşum sokaklara
vurmuşum karanlığa
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

bu acılar
bu ağrılar
bu yürek
neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar
bu ağaçlar niçin böyle yapraksız
bu geceler niçin böyle insansız
bu insanlar niçin böyle yarınsız
bu niçinler niçin böyle yanıtsız?

kim bu korku
kim bu umut
ne adına
kim için?

«uyarına gelirse
tepemde bir de çınar»
demişti on yıl önce
demek ki on yıl sonra
demek ki sabah sabah
demek ki «manda gönü»
demek ki «şile bezi»
demek ki «yeşil biber»
bir de memet’in yüzü
bir de güzel istanbul
bir de «saman sarısı»
bir de özlem kırmızısı
demek ki göçtü usta
kaldı yürek sızısı
geride kalanlara

nerdeyim ben
nerdeyim?
kimsiniz siz
kimsiniz?

yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran ’63′ü

bir kırmızı gül dalı
şimdi uzakta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
yatıyor oralarda
bir eski gömütlükte
yatıyor usta
bir kırmızı gül dalı
iğilmiş üzerine
okşar yanan alnını
bir kırmızı gül dalı
nâzım ustanın

gece leylâk
ve tomurcuk kokuyor
bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstümbaşım gazete
geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalıkuşu ötüyor
uy anam anam
haziranda ölmek zor!

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL

Acılara Tutunmak

Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
O, yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere
Kavuşmak özgürlükse
özgürdük ikimiz de
elleri çığlık çığlık
yanyana iki dünya
ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde
aramakmış oysa sevmek
özlemekmiş oysa sevmek
bulup bulup yitirmekmiş
düşsel bir oyuncağı
yalanmış hepsi yalan
sevmek diye bir şey vardı
sevmek diye bir şey yokmuş
Acı çektim günlerce
Acı çektim susarak
Şu kısacık konutlukta
Deprem kargaşasında
Yaşadım bir kaç bin yıl
Acılara tutunarak
Acı çekmek özgürlükse
Özgürüz ikimizde
acılardan artakalan
işte o bakışlarmış
kuğu diye gözlerimde
gün batımı bulutlarmış
yalanmış hepsi yalan
savrulup gitmek varmış
ayrı yörüngelerde…

Hasan Hüseyin Korkmazgil