KaLeNDeR

Forever Young…

   Tem 01

Sivas Katliamı…

Sivas Madımak Olayı veya Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli’nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pekçok aydının yanı sıra Aziz Nesin ve Ozan Türkyılmaz bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.

2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000′e ulaşan saldırgan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000′e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli’ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin,Ozan Türkyılmaz’ın bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin’in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin’i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk – Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

Yargılama
Evet Olaylardan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü tutuklandı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No`lu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Yargıtay 9. ceza dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000′de 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezası’nın yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.

Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasinda, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk davadır.

Ayrıca davayla ilgili unutulmaması gereken bir nokta da sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlenmiştir.

Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33′e düştü. Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak ve Yargıtay’ın 1997′deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.

Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasında, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasının verildiği ilk davadır.

Katliamda Hayatını Kaybedenler…

* Muhlis Akarsu – 45 yaşında, sanatçı
* Muhibe Akarsu – 35 yaşında, Muhlis Akarsu’nun eşi
* Gülender Akça – 25 yaşında
* Metin Altıok – 52 yaşında, şair, yazar
* Ahmet Alan – 22 yaşında
* Mehmet Atay – 25 yaşında, gazeteci
* Sehergül Ateş – 30 yaşında
* Behçet Aysan – 44 yaşında, şair
* Erdal Ayrancı – 35 yaşında
* Asım Bezirci – 66 yaşında araştırmacı, yazar
* Belkıs Çakır – 18 yaşında
* Serpil Canik – 19 yaşında
* Muammer Çiçek – 26 yaşında, aktör
* Nesimi Çimen – 62 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
* Carina Cuanna – 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
* Serkan Doğan – 19 yaşında
* Hasret Gültekin – 23 yaşında şair, sanatçı
* Murat Güneş,Murat Gündüz – 22 yaşında
* Gülsüm Karababa -22 yaşında
* Uğur Kaynar – 37 yaşında, şair
* Asaf Koçak – 35 yaşında, karikatürist
* Koray Kaya – 12 yaşında
* Menekşe Kaya – 17 yaşında
* Handan Metin – 20 yaşında
* Sait Metin – 23 yaşında
* Huriye Özkan – 22 yaşında
* Yeşim Özkan – 20 yaşında
* Ahmet Öztürk – 21 yaşında
* Ahmet Özyurt – 21 yaşında
* Nurcan Şahin – 18 yaşında
* Özlem Şahin – 17 yaşında
* Asuman Sivri – 16 yaşında
* Yasemin Sivri – 19 yaşında
* Edibe Sulari – 40 yaşında, sanatçı
* İnci Türk – 22 yaşında
* Kenan Yılmaz – 21 yaşında


   Haz 04

Haddi’zatında…

6 senedir yazıyorlar…
“Barzani haddini aştı!”
*
Binlerce manşet var böyle.
*
En yetkili ağız, “Barzani haddini aştı, Türkiye’yi başka devletlerle karıştırmasın, altından kalkamaz, bedeli çok ağır olur” diye kükrüyor… O zamanlar “açılım” yapılacağından haberi olmayan değerli basınımız da, papağan gibi, ha bire giydiriyordu.
*
“Barzani yine haddini aştı.”
“Barzani gene haddini aştı.”
“Barzani tekrar haddini aştı.”
*
E baktılar ki, bizim “had” enteresan!
Aşa aşa bitiremiyor adam…
Hakaret plağını değiştirdiler.
*
“Barzani kaşınıyor.”
“Barzani kışkırtıyor.”
“Barzani tehdit etti.”
“Barzani tahrik etti.”
“Barzani kin kustu.”
“Barzani kudurdu.”
“Kukla Barzani.”
“Küstah Barzani.”
“Borazani” bile vardı.
*
Netice?
Barzani Ankara’da.
*
En yetkili ağızla görüştü…
“Dostlarla birlikteyim” dedi.
*
Çünkü…
Bi Mavi Marmara gemisi var.
Bi de “peynir gemisi…”

Yılmaz ÖZDİL


   Haz 03

VEDA

Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın!
Sizi canımda
canımın içinde,
kavgamı kafamda götürüyorum.
Hoşça kalın
dostlarım benim
hoşça kalın…
Resimlerdeki kuşlar gibi
dizilip üstüne kumsalın,
mendil sallamayın bana.
İstemez…
Ben dostların gözünde kendimi
boylu boyumca görüyorum…

A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
Tek hecesiz elveda..

Geceler sürecek kapımın sürgüsünü,
pencerelerde yıllar örecek örgüsünü.
Ve ben bir kavga şarkısı gibi haykıracağım
mapusane türküsünü.

Yine görüşürüz
dostlarım benim
yine görüşürüz…
Beraber güneşe güler,
beraber dövüşürüz…

A dostlar
a kavga dostu
iş kardeşi
a yoldaşlar a..!!.
ELVEDA..!!…….

Nâzım HİKMET


   Haz 02

Sosyal Güvenlik Kurumu herkesin PARASAL SIRRINI İstihbarat konusu yapabilecek.

Sosyal Güvenlik Uzmanı ALİ TEZEL’İN BU DURUMA ŞİDDETLE İTİRAZI VAR.

Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (SGK) 28 Eylül’de çıkarttığı iki tebliğ, vatandaşların banka hesaplarından kredi kartı harcamalarına kadar bütün bilgilerinin SGK’ya bildirilmesini zorunlu hale getiriyor.

Tebliğlerin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirten Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel, bunun yasal olmadığını ve bu yüzden de gizlenmeye çalışıldığını söyledi ve “Hiç haberimiz yokken bankadaki hesabımızın Sosyal Güvenlik Kurumu’na elektronik olarak aktarıldığını göreceğiz.

Borsadaki hisselerimizi SGK’da takip edecek. Peki bu bilgileri ne yapacak? Nasıl kullanacak?” dedi. Tezel ABD’deki McCarthy! dönemini çağrıştıran düzenlemelerin bir an önce iptal edilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Mezarda emeklilik olarak adlandırılan 5510 Sayılı Sosyal Güvenlik ve Genel Sağlık Sigortası ile ilgili tebliğ ve yönetmeliklerin bir kısmı, 28 Eylül Pazar günü Resmi Gazete’de yayınladı. Ali Tezel, özellikle yayınlanan iki tebliğle ilgili önemli uyarılarda bulundu. Tezel, bütün
vatandaşları ilgilendiren Genel Sağlık Sigortası ile ilgili primlerin tahsilini takip için vatandaşların her türlü bilgisini kendinde toplayacak bir düzenlemeye giden SGK’nın yetkisini aştığını belirtti.

NTVMSNBC’ye konuyla ilgili bilgi veren Tezel, tebliğlerin uygulanması halinde doğabilecek tehlikelere ve sorunlara dikkat çekti.

Tezel’in açıklamaları şöyle:

HER TÜRLÜ İŞLEM SGK’YA BİLDİRİLECEK

Diyelim, vatandaş bankaya gitti, elektrik faturası yatıraca! k. Bunu SGK’ya bildirecekler. Su parası yatırdı, SGK’ya bildirecekler. Bankaya havale yapıldı SGK’ya bildirecekler. Kredi kartı talebinde bulundu, tapu dairesinde mal sattı, mal aldı yine SGK’ya bilidirecekler. Yani aklımıza gelen her türlü iş ve işlem SGK’ya bildirilecek. Bildirilecek diyorum ama daha bundan bankaların, resmi kurumların dahi haberi yok.

Çünkü tebliğin içeriği henüz fark edilemedi. Başlık da içeriği anlatmıyor.

TÜRKİYE’DE BİR İLK

28 Eylül Pazar günü Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğin adı “5510 Sayılı Kanun’un 8. Maddesi’nin 7. Fıkrasının Uygulanması Hakkında Tebliğ”… Tebliğe isim verilmemiş, maddeye atıf yapılmış.

Ancak “Bankalar ile kamu kurum ve kuruluşlarının tümünün her türlü bilgiyi Sosyal Güvenlik Kurumu’na aktarmasıyla ilgili tebliğ” denmesi daha doğru olurdu. Sanırım bunu kamuoyundan kaçırmak ve gizlemek için
tebliğin başlığını madde başlığı ile vermişler. Türkiye’de bu ilk defa oluyor. Yani “Falan maddeyle ilgili tebliğ” ifadesi ilk kez kullanılıyor.
Oysa tebliğin bir ismi olur. Bu tebliğin gerçek adının “bankalar ile kamu kurum ve kuruluşlarıyla diğer kuruluşların Sosyal Güvenlik Kurumu’na bilgi aktarma zorunluluğu hakkında tebliğ” olmalıydı. Ama bu tebliğ
kamuoyunu ajite edici, biraz da zorlayıcı bir tebliğ olduğu için, tepki çekmekten korktukları için isim vermemişler.

SGK’NIN ELİ HERKESİN CEBİNDE

Genel Sağlık Sigortası 1 Ekim’de yürürlüğe girdi.
SGK, bundan sonra GSS (Genel Sağlık Sigortası) primini hemen herkesten tahsil etmeye çalışacak. Bu sadece işverenleri değil bütün vatandaşlarımızı kapsıyor. Bundan böyle SGK çatısı altında ayda 30 günden az çalışanlar,
isteğe bağlı sigortalılar veya işsizler veya hiç kaydı olmayanlar, tarımda çalışan 20 milyon kişi her ay SGK’ya GSS primi ödemek zorunda. Bu pirimi öderlerken de ailenin gelirleri tespit edilecek. Bu gelir aile üyelerinin sayısına bölünerek kişi başına düşen gelir belirlenecek. Kişi başına düşen gelir 212,90 YTL’de! n fazlaysa
herkes GSS primini ödeyecek. Ben şimdi SGK’ya gidip, “Benim gelirim yok” desem bile, “Falan gün falan bankaya şu kadar para yatırmışsın” veya “10 dönüm fındık dikim izni almışsın” veya “120 YTL doğalgaz fatura ödemesi yapmışsın” deyip hayatımızda yaptığımız bütün
işlemleri karşımıza çıkaracak ve ona göre geliri tespit edip herkesten GSS primi tahsil edecek. Bu yetmiyor, GSS’den yararlanmak isteyen vatandaşların bankalardaki tüm mevduatları da SGK’ya bildirilecek.
Böylece hangi bankada ne kadar paramız olduğunu da öğrenecek.

TEBLİĞ YASAL OLMADIĞI İÇİN GİZLEMEYE ÇALIŞILIYOR

Getirilen tebliğ yasal olmadığı için gizlemeye çalışıyorlar. Yasal değil derken; yasada böyle bir hüküm var ama şunu diyor: “Bankalar ve kamu idareleriyle diğer kuruluşlar, işlem yaptığı kişilerin sigortalılık bakımından tescilinin olup olmadığını kontrol ederler. Tescil yoksa Sosyal Güvenlik Kurumu’na ihbar ederler.” Şimdi vatandaş bankaya gidecek. İşlem yapılırken önce kişiye vatandaşlık numarasını soracaklar. Bu numaraya göre SGK’nın bilgisayarına girip bu kişinin sosyal güvenliği var mı yok mu kontrol edecekler. Varsa işlemle! re devam edecekler. Yoksa da devam edecekler ama bu durumu SGK’ya ihbar edecekler. “Filan gün, filan kişi geldi, araştırdık sosyal güvenliği yokmuş. Kredi başvuru talebinin ekinde
işyerinden aldığı ücret bordrosu da vardı” diyecekler. Sosyal Güvenlik Kurumu haklarında işlem yapacak. Fakat bu tebliğle Sosyal Güvenlik Kurumu bunu düzenlemiyor. Özel, kamu ayrımı olmaksızın tüm bankalar kamu kurum ve kuruluşlarıyla kamu kurumu niteliğinde sayılan bazı özel kuruluşlarının yaptıkları bütün işlemleri her ayın beşine kadar SGK’ya elektronik ortamda veya istenirse yazıyla bildirme yükümlülüğü geliyor.

MCCARTHY DÖNEMİ GİBİ

Bu tebliğ dava edilirse, Danıştay’a giderse dönme ihtimali yüzde 100 diyebilirim. Çünkü yasadaki yetkiyle Sosyal Güvenlik Kurumu’nun istediği işlemler arasında dağlar kadar fark var. SGK’nın istediği yetkisiz bir işlem. Hatta bu tebliğin son maddesinde de bu açık açık yazılmış. Diyor ki, “SGK tarafından gerekli bilgisayar altyapısı sağlanıncaya kadar sigortalının kontrolü banka, kamu idareleri ve diğer kuruluşların SGK’ya yaptığı bildirimlerle yapılır.” Yani, “Siz araştırmayın, bana bütün bilgileri verin, ben araştırayım” deniliyor.

Bu da şu demek: ABD’deki McCarthy dönemi gibi, bütün bilgiler ! toplanacak, içinden istenilen bilgiler kullanılacak. Tıpkı telefonların dinlenildiği hissi gibi, bundan sonra vatandaşlarımız her türlü bilgi ve işlemlerimiz SGK’ya bildiriliyor diye düşünecek ve ister istemez kayıt
dışılığa yönelecek.

HER TÜRLÜ BİLGİ ANINDA SGK BİLGİSAYARINA DÜŞECEK

Sadece bankaları değil, Milli Eğitim, Tarım, Köyişleri, Sağlık, Sanayi, İçişleri ve Kültür bakanlıkları gibi, aklınıza gelen bütün bakanlık ve kamu kuruluşlarını bağlıyor. “Ne işimiz var Çalışma Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığı ile” demeyin. Mesela çocuğunuzu okula kaydettirdiniz;
kaydederken veli bilgilerini isteyecekler ve okullar veli bilgilerini Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirecek. “Falancanın çocuğu okula yılda 10 milyara kaydoldu” denilecek. Özel okul-devlet okulu hiç fark etmiyor; anında veli ile ilgili bilgiler SGK’ya bildirilecek. Bir örnek daha: Spor salonuna yazılmışsanız, sizin 150 liraya spora verecek kadar paranız var ve SGK’ya GSS priminizi ödemiyorsunuz diyebilecekler.
Mesela Tarım ve Köyişleri Bakanlığı zirai ürünlerle ilgili koçanlar, yani üretim izni veriyor; tütün, fındık, çay koçanı gibi. Tarım Bakanlığı verdiği bütün zirai ürün koçanlarını bil! direcek; falan köydeki filan kişi, 10 dönümlük toprağında tütün ekmek için koçan aldı diye… Falan kişi tarım kredi kuruluşundan şu kadar kredi çekti diye, bütün bu bilgiler anında SGK bilgisayarına düşecek.

BİLGİLERİN GİZLİLİĞİ NASIL KORUNACAK?

Peki, SGK bu bilgileri ne yapacak? Nasıl kullanacak?
Birincisi, işverenlerin prim borçlarını buradan otomatik olarak icra edecek. Yani hiç haberimiz yokken borcumuz var diye bankadaki hesabımızın Sosyal Güvenlik Kurumu’na elektronik olarak aktarıldığını göreceğiz. Borsadaki hisse senetlerimizin yok olduğunu, bankadaki
altınlarımızın SGK’ya gönderildiğini öğrenebileceğiz.”

AİLE HAYATININ GİZLİLİĞİNİ İÇEREN BİLGİLER…

SGK bu bilgilerin gizliliğini sağlayabilecek mi? Aile hayatının gizliliğini içeren bilgiler konusunda neler yapılacağını bilmiyoruz. Bu konuda bir düzenleme yok. Mesela gizli kalmasını istedi! ğimiz, aile hayatına ilişkin bir sırrı nasıl saklayacak? Kamu kurumları, bankalar SGK’nın istediği bilgileri veremem diyebilecek mi? Bu konuda bir
düzenleme yok. Düzenleme olmayınca da bu bilgilerin ortaya saçılması, kişilerin fişlenmesi gibi olaylar ortaya çıkabilecek. Hatta telefon dekontundan hangi gün kiminle konuştuğumuz SGK’nın bilgisayarına düşecek. Veya hangi gün, hangi mağazadan kredi kartıyla alışveriş yaptığımız SGK bilgisayarına düşecek. Hayatımızda gizli hiçbir şey
kalmayacak. Ne zaman sinemaya gittiğimizi, ne zaman otoparka girdiğimi, ne zaman nerede ne iş yaptığımızı anında görebilecek Sosyal Güvenlik Kurumu. Bunun kötüye kullanılması da mümkün. Üstelik siyasi iradenin bunu kötüye kullanıp kullanmayacağını bilmiyoruz ki. Bu
bilgiler siyasi rakipler aleyhine de kullanılabilir. Bilgiler çarşaf çarşaf basına da yansıyabilir. SGK’nın yasal olmayan şekilde çıkardığı bu tebliğin bir an önce durdurulması gerekiyor. İş bankalara düşüyor.

BANKALARIN HABERİ YOK

Bir tebliğ daha var. Yine 28 Eylül 2008 günü Resmi Gazete’de yayınlandı, “5510 sayılı Kanununu 100. maddesinin uygulanması hakk! ında tebliğ”… Burada da madde numarası vermişler. Böylece arada kaynasın
gitsin, dava açma süresi aşılsın istiyorlar. Bu maddenin 6. ve 7. maddesi çok önemli. 6. madde bir dereceye kadar tolere edilebilir ama 7. madde çok kötü. Bankalardaki bütün mevduatların, yapılan havalelerin, ödenen kredi kartı ekstrelerinin, bankacılıkla ilgili aklımıza gelen bütün iş ve işlemlerin, hatta internetten yaptıklarımız da dahil olmak üzere her parasal işlemin SGK tarafından elektronik ortamda izlenebilmesi. Bu madde bir de döküman alma yetkisini veriyor.

Özel hayatın gizliliğinin ihlalinin yanında ticari sırlarımızın ortaya çıkması da sözkonusu. Ayrıca tüketici kredisi talebinde bulunan kişinin bütün bilgileri anında SGK’ya düşecek. Çalışanla- çalıştıran arasındaki bütün ilişki SGK’nın bilgisayarına düşecek. Kuruma borçlu olanların hesaplarının elektronik ortam üzerinden haciz konulabilecek.

Yani SGK bankaların ana bilgisayara girip işlem yapma yetkisine sahip olacak. Bankaların bundan haberi yok. SGK, bankanın işlemlerine girecek, elektronik ortam üzerinden oradaki işlemleri alabilecek.

Bunun ne kadar kötüyü kullanılabileceğini düşünebiliyor musunuz?

Hesaplara girip o parayı kişinin SGK hesabına değil de kendi hesabına aktarmayacağını nasıl garantileyebilecekler?

BANKALAR SGK’YA VERDİĞİ YETKİYİ NASIL KONTROL EDECEK?

Biliyorsunuz bazı bankaların mevduatları çalan müdürleri vardı. Kendi müdürlerini kontrol edemeyen bir banka SGK’ya verdiği yetkiyi nasıl kontrol edecek? Bu nedenle bu tebliğ de yargı tarafından iptal edilmeye mahkum bir yetki. Bu da yasal değil; yasanın verdiği yetkileri aşan bir tebliğ. Bu tebliğlerin iptal edilmesi gerekiyor.


   Haz 01

5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı

Tamamiyle duyarsızlaştırıldığımız bu günlerde, bir tarafta Yoksulun sırtından her tür firsat ve bahaneyle para kazanmayı marifet sayan hayasiz ve ahlaksız sırtlanlar, bir tarafta bir-kaç kuruşa tenezül edip, onu bunu birilerine çekip – çekiştirip gammazlayarak hayatını idame ettirmeye çalışan ……….. postundaki devşirme yalakalar maalesef her yere yerleştirilmişler……

Birbirinin Hakkına hukukuna saygısı sevgisi onuru haysiyeti bırakılmamış bitirilmiş sömürülmüş tüketilmiş ayrıştırılmış bölünmüş MİLLETİM,
UYAN… UYAN… UYAN ŞU DERİN UYKUDAN……
BU ACi NEDEN ” KalsaydI Sultan Süleymana Kalırdı bu devran. Çivi çakıpta, var mı? burda kalan” hakkınız olan şeyi istemekten, almaktan neden çekiniyorsunuz?
Simdi de kendi klanını iyice palazlandirmak için halkı yani bizi iyice dermansız birakıp istediği gibi at koşturmak, ve bizleri istedikleri yöne gütmek için sağlığımızı da yok etmeye çalışıyorlar…. ARKADAŞIM, Kendi durumuna bakıp, ben iyi pozisyondayım suya sabuna dokunmam diye böbürlenme, kötu pozisyondayım birşey yapamam diye de yerinme , HER AN HER ŞEY DEĞIŞEBİLİR ŞU DÜNYADA, ALLAHIN Sopası yokki Uyandırsın seni, göz vermiş görüp okuman için, kulak vermis duyup işitmen için eh bir de akil vermiş , duyduklarını gördüklerini ve okuduklarını yorumlaman için bildiğini ögretirsen arkadaşına oda arkadaşına kimse kandiramaz asla …….. güçlu olursun seni yönetenler karşısında.

Hergün bir sürü email gönderiyoruz. Ama bizi çok yakından ilgilendiren konularda duyarsız kalıyoruz.
Lütfen bütün herkesi ilgilendiren bu e-maili gönderebildiğiniz kadar çok kişiye gönderiniz…
Sonuçta bu hizmetlerden bizler ve çocuklarımız yararlanacağız!!!

Şu anda mecliste bekleyen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası (SSGSS) yasa tasarısı eğer yasalaşırsa pek çok hakkımızı kaybedeceğiz. *

Sağlık ve sosyal güvenlik haklarımızda oluşacak kayıplardan bazıları şöyle: *

Ø Zaten kadınlar için 58, erkekler için 60 olan emeklilik yaşıhem kadınlar, hem de erkekler için *65*’e çıkarılacak. (Madde 28)
Ø Emekliliğe hak kazanabilmek için yakın zamanda 5.000′den 7.000 güne çıkarılan prim ödeme zorunluluğu *9.000* gün prime çıkacak. (Madde 27)
Ø Emekli maaşları *% 23 ila % 33** *arasında *düşürülecek*.(Madde 29)
Ø *Yıpranma hakkı* gasp edilecek
Ø *Aylık geliri 139,6 YTL’den fazla* olan bütün vatandaşlar her ay *73 ila 475 YTL *Genel Sağlık Sigortası primi ödemek zorunda kalacak. (Madde 88)
Ø Sadece ayakta tedavi olununca değil; hastalık, kaza, ameliyat gibi nedenlerle hastaneye yatmak gerekince de*’katılım payı’* adı altında para ödenecek. (Madde 68)
Ø ‘Katılım payı’ gerektiğinde *beş katına kadar* arttırılacak. (Madde 68)
Ø *Bütün sağlık hizmetleri paralı olacak. *

Ø Sağlık hizmeti alabilmek için bu ülkenin vatandaşı olmak, üstelik vergi ödemek, dahası Genel Sağlık Sigortası primi yatırmak, hatta bir de ‘katılım payı’ ödemek yetmeyecek. Şimdi bir de *’ilâve ücret’* adı altında para ödemek gerekecek. (Geçici Madde 5)
Ø Bütün dünyada anne sütünün önemi yeniden anlaşılır ve emzirme teşvik edilirken Türkiye’de ‘sigortalının çocuğuna bir ay anne sütü yeter’ mantığı geçerli olacak. Daha önce doğum yapan sigortalılara altı ay süreyle verilmesi öngörülen*emzirme yardımı bir aya* düşürülecek.
Ø Hastalanan sigortalılara verilen iş görememezlik ödeneği*% 16* azalacak. (Madde 18, 19, 80)
Ø Emekli Bağ-Kur’lularının maaşından *10 yıl süreyle % 10*oranında Ge nel Sağlık Sigortası primi kesilecek. (Madde 88)
Ø Primini ödeyemeyen vatandaşlar *sağlık hizmeti alamayacak*, hastane kapılarından geri dönecek. (Madde 88, 89 ,90)
Ø Primini ödeyemeyen *çiftçilerin *pamuğuna buğdayına, üzümüne tütününe *el konulacak*.. (Madde 87) *

Şu anda sadece Türkiye’de değil dünyanın pek çok ülkesinde benzer politikalar uygulanmaya çalışılıyor. Devletler sosyal güvenlik ve sağlık harcamalarını azaltma çabasındalar. Fransa ve Yunanistan’da büyük grevler ve yürüyüşlerle bu yasalar engellenmeye çalışılıyor. Şu an yasanın getirecekleri ile ilgili yeterli farkındalık yok. Biz de bu yasayı engelleyebiliriz. Biz karşı koyarsak bu yasayı geçiremezler! **


   May 31

Yarını bekleyemedim

Önce hangisine ağıt yakacaksınız? İskenderun’da şehit olan 6 çocuğunuza mı? Yoksa gemide hayatını kaybeden insanlara mı?
Bazı anlar vardır.
Yarını bekleyemezsiniz.
Bir saat bekleyemezsiniz.
İçinizde bir korku da yok değildir.
“Acele edersem yanlış bir şey yapar mıyım?”
Ama siz daha o soruyu sormadan, içinizde bir başka ses avaz avaz bağırmaya başlar.
“Çığlık hançerenize takıldığı zaman geç kalmak acele etmekten daha kötü bir şeydir.”
Bu yazı öyle bir duyguyla yazılmıştır.
Sıcağı sıcağına, duygunun en yüksekte olduğu anda.
“Sağ duyu” kelimesini, “Teenni ile davranmak” duygusunu bir kenara bırakarak, o an dile getirilen duygulardır bunlar.
Hele hele kader, aynı sabah iki yakanıza da yapışmışsa;
Kahpe felek aynı anda canınızın iki yanını da acıtmışsa;
Önce hangisine ağıt yakacaksınız?
İskenderun’da şehit olan 6 çocuğunuza mı?
Yoksa gemide hayatını kaybeden insanlara mı?
İsyan halindeyim.
Bir yandan ölenler için isyandayım, bir yandan beni bu ikilem içinde bırakan kadere küsüyorum.
Ben ki, böyle konularda hep serinkanlı durmayı tercih ederim;
“Avaz avaz bağırıyorum
Olmaz böyle şey.
İsrail Hükümeti’nin yaptığı bu saldırının ne kabul edilebilir bir yanı vardır, ne de hafifletici nedeni.
Bu kadar teknik imkanı olan, geliştirdiği teknolojilerle bu kadar övünen, bunca yıldır askeri harekat yapan bir devletin yapacağı iş midir bu?
Ey İsrail devletinin yetkilileri;
Bunu bize açıklayamazsınız.
Dünya kamuoyuna da açıklayamazsınız.
Türkiye’de bunun altında kalırsınız.
Dünyada da kalırsınız.
Sizi savunacak eski dost bile bulamazsınız.
İsrail’in bir şey yapacağını bekliyordum.
Ama bu ahmaklığı, bu gaddarlığı, bu ahmakça gaddarlığı asla beklemiyordum.
Bu saldırı hiç birimizin kafasında, en küçük “İma’yı”, en küçük “Ama’yı” bırakmadı.
Ben bölgenin insanı olarak artık korkuyorum.
Yanı başımızda, ne yapacağı belli olmayan, her an her tür deliliği yapabilecek bir devlet var.
Aklı başında bir İsrail vatandaşı şunu düşünmeli.
İsrail askeri o gemide yardıma giden insanları değil, kendini vurdu.
O gemide ölen insanlara üzüleceğiz, ama ötekine ne yazık ki üzülmeyeceğiz.
Ya İskenderun’daki çocuklarımız.
Hepimize, aynı gece, aynı sabah, bu tesadüf mü dedirten, o alçak saldırı.
“Bu da geçer” diyen varsa;
Söyleyeyim.
Bunlar da geçmez.
Bazı şeyler var hiç geçemez…

Ertugrul OZKOK


   May 31

‘Tesadüf değil’

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, ”İsrail’in saldırısıyla İskenderun’da 7 şehit verdiğimiz saldırının eş zamanlı olması tesadüf değil” dedi.
Çelik, İsrail’in Gazze’ye yardım götüren gemilere saldırması ve İskenderun’da 7 şehit verdiğimiz saldırının eş zamanlı olmasına dikkat çekti.
Çelik açıklamasında şunları söyledi:
Millet olarak duygularımızla değil, aklımızla hareket etmeliyiz. Bu işin bir duygu boyutu yok mu tabi ki var. Ama iktidarıyla, muhalefetiyle birlikte aklımızla hareket etmeliyiz.
Ölü ve yaralıların hangi ülkelerden olduğu İsrail’in engellemesi nedeniyle henüz tespit edilmiş değildir.
İsrail’de bir koalisyon hükümeti var. İsrail’deki her parti kamuoyu desteğini sürdürebilmek için şahin olmayı tercih ediyor.
İsrail hiçbir zaman ayranım ekşidir demez. Onların ayranı her zaman tatlıdır. Eğer gemide dedikleri gibi silah olsaydı, o gemiye o kadar rahat inemezlerdi.
Orada saldırıya uğrayan insanlar elbette nefsi müdafaada bulunmuşlardır. Ama bunun silah koridoru açacağını söylemek insafsızlıktır.

KILIÇDAROĞLU’NDAN DA BENZER AÇIKLAMA
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da Hüseyin Çelik’e benzer açıklamalarda bulundu.
Bugün düzenlediği basın toplantısında bir gazetecinin, İskenderun’daki terör saldırısında 7 askerin şehit olduğunu hatırlatarak, İsrail’in operasyonuyla bağlantısının olup olmadığına ilişkin görüşünü sorması üzerine Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
“Bu konuda değişik çevrelerin kaygıları var. Bunlar dile getiriliyor. Biz tabii İskenderun’da yaşanan olaydan gerçekten büyük üzüntü duyduk. 7 askerimizin şehit olması üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. İsrail Ordusu’nun yaptığı operasyonların sürdüğü bir ortamda Türkiye’de böyle bir eylemin gerçekleşmesi gerçekten de manidardır.”


   May 24

MUAVENET FACİASINI HATIRLAYAN VAR MI?

Muavenet Faciası’nı hatırlayan var mı? Dün o facianın yıldönümüydü..

Haber3.com yazarı Tuncer Bahçivan sitesi Gazeteci.tv’de dün “Muavenet” olayını yazmış, büyük faciayı hatırlatmıştı. Bahçivan’ın şu sözleri dikkat çekmişti:

“Muvenet Faciası, Devletin Millete unutturmaya çalıştığı çok hazin bir olaydır. Kısaca hatırlatayım: 2 Ekim 1992’de Ege’de bir NATO deniz tatbikatı vardı. Tatbikatın adı: Display Determination 92, vakit gece yarısı herkes uykuda.

Amerikan Uçak gemisi SARATOGA attığı 2 füzeyle bizim Muavenet Fırkateyni’ni vurdu. Füzenin biri kaptan köşküne diğeri savaş harekat merkezine çarptı. Tam 5 şehit 22 yaralı; gemi komutanı Kurmay Yarbay Kudret Güngör dahil! Bizim Muavenet kullanılmaz hale geldi ve tatbikat dışı kaldı. Şu noktaya bir daha dikkat edelim; tatbikatta kesinlikle gerçek silah kullanmak yoktu.Ve olay, tatbikat uyku-dinlenme pozisyonunda iken meydana geldi! Muavenet Fırkateynimize atılan füzeler Sea Sparrow tipinde idi. Bu saldırı bu füzelerin deniz hedefine karşı kullanıldığı ilk ve tek olaydır. Sea Sparrow öyle bir kişinin nişan alıp atabileceği bir füze değildir. Atılması için bir kaç aşama ve en az 2 komutan onayı gerektirir.

Amerikan Hükümeti olaya “kaza” demiş, bizim hükümet de buna razı olmuştur. Yapılan saldırının boyutları Süleymaniye’deki çuval olayından çok daha büyüktür. 5 Şehit 22 gazinin yakınlarının yaşadıkları başlı başına bir olaydır, tam bir faciadır..”

TÜRKİYE ŞEHİTLERİNİ UNUTTU

Ve dün Muavenet Fırkateynimizin ABD tarafından vurulmasının yıl dönümüydü. 5 şehit 22 gazimizi ailelerinden başka kimse hatırlamadı…

Hiç bir gazete yazmadı hiç bir televizyon göstermedi. Hiç bir devlet kuruluşu şehitlerimizi anmadı. Devletin verdiği emri yerine getirip tatbikata katılmaktan başka suçu olmayan şehitlerimizin kemikleri sızladı. Yazıklar olsun Türkiye..

“Doğuda vurulan olan askerimiz şehit de, Ege’de ölenler şehit değil mi?” diye sordu bir Muavenet mağduru. Verecek yanıt bulamadık. Belki devletten birileri bu soruya yanıt verir biz de yayınlarız.

MUAVENET ŞEHİTLERİ

Komutan Kurmay Yarbay Levent Kudret Güngör,
Teğmen Alper Tunga Akan,
Astsubay Serkan Haktepe,
Telefoncu ikmal çavuş Mustafa Kılınç,
Topçu er Recep Akan.

TRAJİK HİKAYE..

İşte şehitlerimizden birinin trajik hikayesi: Serkan Aktepe, daha 19 yaşında yeni mezun assubay. İlk görev yapacağı Muavanet’e gidip komutan Kurmay Yarbay Kudret Güngör’le tanıştı. Gelip babasına şöyle dedi: “Babacığım, komutanım o kadar iyi bir insan ki onunla ölüme bile giderim.”

Ve ilk görevinde komutanıyla birlikte şehit oldu. Annesi 6 ay içinde kanser olup öldü emekli babası perişan oldu. Gencecik fidanı, sözde “müttefik” bir ülkenin attığı hain bir füzeyle yok olup gitmişti. Tatbikat kesilmemiş bir şey olmamış gibi devam etmişti. NATO görevi şehitlerden daha önemliydi!!!

Evet diğerlerini anlatmayacağız. Kemikleriniz sızlatmayacağız. Ama onları hiç unutmayacağız, unutturmayacağız.

Gazeteci.tv / Tuncer Bahçivan


   May 21

ANNELER VE BABALAR

Anne dışarıda alış-verişteydi. İki buçuk yaşındaki bebeğe babası gözkulak oluyordu.
Aslında bu pek de zor bir şey değildi. Yavrucak halının üzerinde ‘çay seti’ oyuncağıyla oynarken baba da koltuğunda gazetesini okuyor, ara sıra da bebeğinin kendisine -çay seti oyuncağının minik plastik fincanlarıyla- ikram ettiği suları çay niyetine içerek oyuna iştirak ediyordu.

Derken anne eve geldi. Baba anneye sus işareti yapıp, bebeği izlemesini istedi. Bu çok şirin hareketini annenin de görmesini istiyordu.

Anne, bebeğin elinde çay fincanıyla salondan çıkıp, biraz sonra içi su dolu olarak babasına getirmesini ve babanın da onu çaymış gibi içmesini seyretti.
Sonra gayet sakin bir tavırla elindekilerle mutfağa geçerken eşine seslendi:
‘Uzanabildiği tek su kaynağının klozet olduğunu biliyorsun, değil mi?’

Sonuç-1: Annneler evlatlarını çok sever ve onlara dair her şeyi bilir.
Sonuç-2: Babalar evlatlarına dair bir çok şeyi bilmez ama onları çok sever.

‘Babalar en son duyar’ boşuna söylenmemiştir.
:) )